16 Mayıs 2009 Cumartesi

Hayatına Kıyısından Dahil Olduğum Kız Çocuğuna

Korkmuyordum…
Tırnak aralarıma giren topraktan ya da etrafımda umarsızca dolaşan küçük canlılardan…
Biraz daha derine inince değdi elim mermer gibi soğuğa, çürümeye yüz tutmuş küçük tahta kutuyu telaşsız bir heyecanla çıkardım gizlendiği yerden… Asırlardır oradaymış gibi… Sanki asla gün ışığını görmeyecekmiş gibi…
Paslı kilidinden ya da küçüklüğünden ötürü çok şey beklemiyordum ondan, ne verebilirdi bana –sahi kocaman dünya ne vermişti sana-, titreyen parmaklarımla biraz zorlanarak açtım… Dedim ya paslıydı, ancak kilitlenmeden öylece konulmuştu, pür bir telaşla… Uzun zaman önce… Asırlar gibi…
Yazdığın, çizdiğin, bozduğun ne varsa, tüm yaşanmışlıkların, her bir rengin, en çok da birbirine karışanlar… Ve yeşil… Mavi… Çocukluğuna karışmış tiner kokusu, oduncu gömlekleri, kırmızı ruganlar ve merdivenlerinden dönerek çıkıp kayan penguenler… Hepsi içinde… Hepsi… Unutmaya yüz tuttuğun ya da çoktan unuttuğun ne varsa… İçinde…
Ve ben kocaman zeytin gözlerimi dikmiş senin olan her şeye, sana bakıyorum… Hayranlık, sevgi, şefkat… Barındırdığım duyguların derinliği mi yoksa çokluğu mu daha çok korkutuyor beni, bilmeden… Nereden geldiğine anlam veremediğim bir duygu bu… Mavinde, siyahında, kızılında beliren…Tıpkı yıllar önceki gibi, hiç bozulmamış mimikler bu gördüklerim, nasıl yapabildin bilmiyorum, biz hepimiz betonarme hayatlara çakılıp kalmışken… Belki de ondan tüm bu ardına saklanmak isteyişim… Yoruluşumdan… Asırlardır süregelmiş gibi hayattan… Kırkyama eteğinin ardına saklanmak istiyorum… Dertsiz… Tasasız… Ve usulca bir türkü tutturmak… Dudaklarım kavruk, etrafta yasemin kokuları… Küpe çiçeğinin zarafetine karışmış…
Bakışların sıcak…
Ada, yağmur ve çocuk sesleri gibi… Şöminede kendi haline bırakılmış, küllerine dönen birkaç fotoğraf… Taş evin soğuğunu sen de duyuyor musun hücrelerinde? Biraz kahve likörü, içini ısıtacak… Ve kararmaya yüz tutmuş gümüş tablasından çıkardığın bir sigara…
Geçmişle ya da kendinle hesaplaşmaya başlıyorken… Kollarından yatak demirlerine bağlanmış kadar gerçekken hayat… Ve o kadar sabitken geçmişin… Üzerinde çok da fazla kafa yorma… Yazdın, çizdin, bozdun, küstün, ağladın… Hepsi geride kaldı, asırlar gibi…
Artık çok büyümüşsün de yüksek tavanlar aslında o kadar da yüksek değilmiş gibi…
Her şey küçülmüş de bacaklarının arasından akıyormuş gibi…
Bir başka muayyen gün hikayesi…

15-05-09 / Herhangi bir yer

Hiç yorum yok: