16 Mayıs 2009 Cumartesi

Fırça İzlerinde İki Kız Çocuğu

Gergin parmaklarımın ucundaki sigarayla yakıp eritsem tüm düğümlerini… Çözülsen… Üzerime… Bütünüyle sen gibi…
Kırmızı ruganlarının topuğuyla ezdiğin geçmiş, biraz paslı belki ya da kırık biraz, bırakmaz mı peşini? Bana gelen yollar hala mı taş, yüzlerimiz toz duman, dudaklarımız soyulmuş, tarçın rengi?
Pencereden vuran ışığın yaktığı tenim ve zeytin gözlerin… Kirpiklerim bakışlarının sıcaklığından kavruk… Ufak bir tebessüm, asla dile gelmeyecek sözler, birbirini anlayan iki kadın… Vişneli sigaraların kokusuna karışan buhur, biçimli parmaklarını usulca gezdirdiğin mum alevi…
Jehan dinliyor ve kendimizi tutkuya aç etimizin itkisine bırakarak, giysilerimize karşın, çırılçıplakmışçasına vücutlarımızı -kim bilir belki de ruhlarımızı- dağlıyoruz… İki bacağımız arasına gizlediğimiz kadınlığımız… Daha ne kadar gizli kalabilirdi ki olduğu yerde? Her yer kanla, terle, korkuyla ıslanmışken… Ve kırışık siyah çarşaflar…
Vanilya kokusuna bulanmış şalım elinde… Uyuyorsun… Baktığım yerden görebildiğim bir de bulut var… Kocaman, beyaz… Yumak yumak…. Ya da yumuk yumuk…Babaannemin elleri gibi…. Çocukluğum, çocukluğun gibi… Sudaki yansımalarımız gibi… İnce çöplerle bulandırdığımız…
Yataktaki küçük kıpırdanmalar… Farkında olunmayan bir iç çekiş… Sana sarılıyorum… Sana sarılırsam… Çocukluğumdayım…Çocukluğum... Evde kimse yokken koridorlarında yalın ayak dolaştığım, buz gibi mermeri duyumsadığım çocukluğum…

13-05-09 / Ağva

Hiç yorum yok: