27 Nisan 2009 Pazartesi

Aşk

Arabamızı ilk aldığımız günü hatırlıyorum.. Küçük, kırmızı bir araba.. Bir sen, bir de ben binelim diye..Saçındaki kurdeleyi çözüşünü, başını ve sağ kolunu camdan çıkarışını, kurdelenin rüzgarda savruluşunu, çocuk gibi attığın sevinç çığlıklarının iyice belirginleştirdiği elmacık kemiklerini, bembeyaz dişlerini unutmadım hala.. Bazen kareler karıncalılar; ama hep aklımdalar.. Romanımın ilk cümlesi kızıl saçlarından savrulup arabamızı parlatan altın tozları, okumuştun zaten, biliyorsun...Mavi yüzüğünü düşünüyorum.. Aslında sana minik bir kelebek alacaktım onun yerine, küçük cam bir kürenin içine yerleştirilmiş, renkleri hala diri, dolgun masum bir kelebek.. Onu tak istedim parmağına.. Bulamadım, yürüdüğümüz tüm arnavut kaldırımlı sokaklara baktım, tüm tezgahları aradım, bulamadım..Satıcı kadının suretini düşledim, hatırlayamadım.. Kendimizi içine bıraktığımız top havuzunu hatırlıyorum ama. Kısacık eteklerimize rağmen girip, kendimizi kısıtlamadan, sesimizi hiç kısmadan oynadığımız top havuzunu.. İlk kez o zaman boş vermiştik her şeye, değil mi? Ya ağzımızda patlayan şekerlere ne demeli? Ufacık kız çocuklarıydık yerken.. Herkesi kıskandıran inci gibi dişlerimizle kahkahalar atıyorduk.. Gamzelerimiz yoktu; ama gülmek en çok bize yakışıyordu.. Burunlarında iki küçük halka olan iki küçük kızdık.. El ele tutuşmuştuk kulaklarımızı deldirirken.. Yalnızca birkaç dakika için de olsa dünyaya tersten bakarken, ceplerimizdeki bozuk paralar yerlere saçılırken.. Hiç utanmadan bağıra çağıra küfrederken.. Tırnaklarıma sürdüğün bordo ojeler.. Yolun ortasında bir telefon kulübesinde yapılan makyajlar.. Dedim ya, artık kendimizi kısıtlamıyorduk..Birkaç nota çalındı kulağıma az evvel.. Tok seslerdi, bir klarnet gibiydi, tıpkı seninkine benzer.. Kararlı bir ağaçtan işlenmiş, asil bir klarnet.. Üzerine sahibinin, 'ece'sinin kokusu sinmiş.. Gökyüzünden kırptığım, ceplerime doldurup sana getirdiğim yıldızlar kokuyor.. Işıl ışıl kokuyor.. Ellerinin sıcaklığından etkilenmiş benim gibi, rengi solmuş yer yer, soluk yeşile dönmüş.. Üflediğin nefes klarnetin bedenini okşadıkça kıskanıyorum, tıpkı sevdiği kadının uzun saçlarını ayaklarına değdiği için kıskanan adam gibi.. Adam bile o ayaklara ulaşamazken.. Biz seninle kirlenmekten korkmadık hiç.. Yüzümüz, gözümüz toza toprağa bulansa da dert etmedik.. Çıplak ayaklarımızla çimenlerde gezindik, merakımıza yenilip yağmur kokulu toprağın tadına baktık, gökkuşağından kaydık, kayarken yeşili çaldık, benim saçlarıma taktık, artanlardan gözlerine boyadık.. Mürdüm rengi tenimi süsleyen haki saçlarım vardı, seninse zeytinyağına benzeyen bir renkte gözlerin.. Öyle özeldiler ki, girdiğimiz sıradan bir mağazadaki o satıcı kızı sana ne denli güzel olduklarını söylediğinde suratının ortasına öyle bir yumruk indirmek istedim ki.. Benimdi o gözler, sadece benim.. Birlikte yaptığımız ilk resmi hatırlıyorum.. Küçük bir sepeti karıştırıp en güzellerini bulduğumuz fularları, çikolatalı sufleleri, okuduğumuz Teksas'ları, West'leri, aldığımız ilk babetleri hatırlıyorum.. Babetlerimize tiyatrocu selamı verip, şu sıralar giydiğimiz rugan topuklulara bakıyorum.. Benim sağ topuğum kırık, zaten ayakkabımın sağ eşi de yok ortada, sanırım yatağımın altına kaçmış.. Şu an odam karanfil kokuyor.. Küllükteki eciş bücüş karanfilli kara sigaralar kokuyor.. Ve biliyorum sen bunları okurken bir kadeh rosé içiyorsun..Cevabı merak edip, tırnaklarını kemiriyorsun, biliyorum.. Evet,Ben de seni seviyorum..

Hiç yorum yok: